Son zamanlarda dünyamızın ve hayatlarımızın ne kadar kırılgan olabileceğini sık sık hatırlıyoruz.
Son zamanlarda kendime sık sık şu soruyu soruyorum: Hayatımızın ve kendi kıymetimizin gerçekten farkında mıyız?
Hayatımızın her köşesi artık teknolojiyle dolu. Telefonlar, tabletler, bilgisayarlar… Hepsi elimizin altında, hepsi hayatımızı kolaylaştırıyor.
İnsan, zamanla en çok kendini erteliyor. Hayatın koşuşturması içinde, yapılması gerekenlerin listesi uzadıkça; yaşanması gerekenler sessizce listenin dışına itiliyor.
Takvimler bir yılın daha sonuna yaklaşırken insan ister istemez durup düşünüyor.
İnsanın hayatında bir dönem vardır; sürekli anlatır, durmadan açıklar ve çevresindekilerin gözünde “doğru” görünmek için çabalar.
Hayatta hiçbir şey kolay olmuyor. Bunu artık hepimiz biliyoruz, ama bazen unutuveriyoruz. Hedeflerimize ulaşmak isterken karşımıza çıkan engeller, bizi yavaşlatıyor, bazen de tamamen durduruyor.
İnsanların peşinde koşmayı bıraktığınızda aslında hayat size bambaşka bir gerçeği öğretiyor.
Kimi zaman üzerinde çok konuşulmayan ama varlığı, insanın hayatında her şeyi sessizce şekillendiren o görünmez değerlerimizdir.
Hayatın içinde öyle anlar vardır ki, tuttuğunuz dallar kırılır, güvendiğiniz kaleler yıkılır, inandığınız insanlar birer birer gider.
Yıllardır içimde bir özlem vardı… İsmini her duyduğumda içimi titreten, haritada yerini parmak ucuyla ararken yüreğimin atışını hızlandıran şehirler: Taşkent, Semerkant, Buhara, Hiva… Ve elbette, Alm...
Hepimiz biliyoruz ki, Hayat, dışarıda olup bitenden çok, içeride ne yaşadığımızla şekilleniyor.
Bu bağlantı sizi https://www.haberinsaati.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.