EY İNSAN 100 YIL ÖNCE YOKTUN / 100 YIL SONRA DA YOKSUN
Geçen gün bir tefekkür anında birden aklıma şunlar geldi. İşte o aklıma gelen düşüncelerle şu
okuyacağınız şiiri yazdım.
Şiiri okursunuz. O şiirde zaten o yanlışımıza, bizi zapt eden bir saplantımıza işaret var.
O yanlışımız ve saplantımız şu: “Dünya ile adeta özdeş ve ayrılamaz bir bütün hissediyoruz
kendimizi. Sanki yapışık ikizleriz Dünya ile.”
Yok öyle bir şey. Dünya ile öyle ayrılmaz bir bütünlüğümüz yok. İnsan bir düşünse, çok değil
100 yıl önce olmadığını ve 100 yıl sonra da olmayacağını hemen anlardı.
Ve hiçbirimiz olmadan da döner Dünya. Hiçbirimiz olmadan da yoluna devam eder Dünya.
Evet, İnsan Dünya’dan yıl olarak geriye 100 yıl, ileriye 100 yıl gitse ve düşünse insan,
kendisinin olmadığını farkedecek.
Gelin isterseniz tefekküre şiirimle devam edelim.
SENSİZ DE DÖNER DÜNYA
Burası Dünya, bazen aç, bazen toksun.
Yüz yıl önce yoktun, yüz sene sonra yoksun.
Herkes şu gerçeği kafasına bir soksun.
Sensiz de dönmeye devam edecek bu Dünya.
Sakın, "bensiz olmaz" deme, bal gibi olur.
Ölüm Meleği elbet bir gün seni de bulur.
Biliyorum, bunu duymaya nefsin bozulur.
Sensiz de yoluna devam edecek bu Dünya.
Parayı, pulu çok sevdin, kalbine aldın.
Öyle kaptırdın ki, dibine dibine daldın.
En sonunda bir ölüm sebebine kaldın.
Sensiz de dönmeye devam edecek bu Dünya.
Gün gelecek, kalmayacak dizinin mecali.
Ayırt edemeyeceksin gerçek ile hayali.
Düşeceksin, dalından kopan çiçek misali.
Sensiz de yoluna devam edecek bu Dünya.
Çok mühim görme kendini, önemsizsin.
Nice nice insan gelip geçti, kıdemsizsin.
Bir bakmışsın ölmüşsün, artık demsizsin.
Sensiz de dönmeye devam edecek bu Dünya.
Gel kafanda büyütme, Dünya’yı önemseme.
O kadar çok fazla sevip de benimseme.
Azrail geldiğinde mühimdir gülümseme.
Sensiz de dönmeye devam edecek bu Dünya.
Sensiz de yoluna devam edecek bu Dünya.
Vesselam.
Niye bu kadar “bensiz olmaz düşüncesiyle Dünya’nın sanki merkezinde kendimiz varmış gibi
hareket ediyoruz ki?” Niye sanki Dünya etrafımızda dönüyormuş gibi kendimizi bulunmaz
bir cevher gibi görüyoruz. Bunlar şeytanın ve nefsin birer hileleridir.
Bu Dünya’da yaşımız kaç olursa olsun, 100 yıl öncesi, 100 yıl sonrasını temel aldığımızda sen
yoksun. Sen yoksun derken, insanın kendisi yok. Bu tespit herkes için geçerlidir.
Hepimiz birer faniyiz. Vallahi, bu Dünya bizsiz de devam edecek. Vallahi, insan er ya da geç
unutulacak.
Takma kafanı ve Dünya meseleleri için çok da üzülme, çok da kendini kaptırma.
Daha da geniş düşünürsen, sen ve insanlık fani olduğu gibi Dünya da fani.
Dünya da senin gibi bir yaratılmış ve o da günü geldiğinde kıyametle son bulacak.
Bu gerçekler orta yerdeyken, maalesef, insanlar bu fani ve beş para etmez Dünya için ve
kendileri de esasında yok hükmünde olukları halde, “başkalarını yok ediyorlar, Dünya için
cinayet işliyorlar, Dünya için yağma ediyorlar, Dünya için olmadık günahların altına
giriyorlar.”
Hâlbuki Dünya sıfır ve “sıfıra sıfır, elde var sıfır” dercesine bomboş bir Dünya için boş yere
kendilerini ateşe atıyorlar da farkında değiller.
Farkında olsalar, bir 100 sene öncesini düşünüp kendilerinin olmadığını ve bir 100 sene
sonrasını düşünüp yine kendilerinin olmayacağını idrak etselerdi bu Dünya’da bir garip yolcu
gibi yaşarlar ve sessiz sedasız geçip giderlerdi.
Evet, bize yakışan da budur. Sessiz sedasız yaşamak ve Dünya’yı hiç kaale almadan yaşayıp
gitmektir.
Kaale almak ne demek?
Kal kökünden türetilen “kaale” kelam etmeye değmez demektir.
Gerçekten bu Dünya bizi o kadar esir almış ve büyülemiş ki, uğruna canlara kıyıyoruz, uğruna
altından asla kalkamayacağımı vebale giriyoruz, uğruna yanlış işler yapıyoruz ki, bunun
farkında dahi olmuyoruz. Dünya değersizdir ve kaale alınmayacak ve hakkında kelam
edilmeyecek kadar boştur.
Buna rağmen sanki boş hayalle, boş bir kuruntuyla hareket eden ve bir serabın peşinde giden
zavallılar gibiyiz. Filmlerde olur ya, bir sarp ve ıssız yerde, kuş uçmaz, kervan geçmez bir
kalede bir büyücü olur ya da kendisine çağıran bir hayal varlığı olur ya, gittikçe gidersin ve
gittikçe tuzağa düşersin, o kaledeki ne seni çağıran sözde sevgiliye ulaşırsın, ne de hedefine
varırsın ya, Dünya aynen öyle bir şey. Dünya, sanki bir büyücünün çağırdığı tuzaktır.Belki de
Dünya büyücünün kendisidir.
Ey insan uyma nefsine ve gitme Dünya’nın ardına. Zaten gitsen de, seni çağıran o sözde
sevgili bir büyücüdür, bir göz boyayıcıdır ve sen ona asla ulaşamazsın.
Bu şuuru elde eden Dünya’da güzel ve rahat yaşar. Bu şuuru elde edemeyen de nefsine ve
şeytan uyarak cehenneme kadar yuvarlanır.
Dünya’nın aldatıcılığını önce Peygamberler anlamıştır, sonra Peygamberlerin yolundan giden
alim ve evliyalar anlamıştır.
Al-i İmran Suresi 185. ayet: "Dünya hayatı aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir."
Kur’an-ı Kerim’de Yüce rabbimiz (cc) birçok yerde Dünya’nın adatıcı olmasından ve boş
olduğundan bahsederek bizlere öğüt veriyor.
Ayrıca Sevgili Peygamber Efendimiz de (asm) birçok hadis-i şeriflerinde Dünya’nın
içerisinde insanın bir garip yolcu ve misafir gibi davranması gerektiğinden bahsediyor ve
bizlere nasihatte bulunuyor.
Dünya değersizdir. Zaten bir Hadis-i Şeriflerde "eğer Dünya’nın Allah katında sivrisineğin
kanadı kadar değeri olsaydı, hiçbir kâfire dünyadan bir içim su vermezdi" buyrulmaktadır.
Buna rağmen şu gerçeği de hiç unutmayalım. Dünya’da kimseye muhtaç olmamak ve helal
kazanç ile yaşayıp ibadet edecek kadar sağlık ve sıhhat istemek, hep afiyeti dilemek ve en
sonunda sabreden ve şükreden bir kul olarak Cenneti elde etmek elbette mümkündür. Biz
yalnız bunu isteriz.
Biz Dünyacı değiliz ve Dünya’yı istemeyiz. Dünya’yı Ahirete asla tercih etmeyiz. Yazımın
en sonunda bir Hadis-i Şerif’e daha yer veriyorum:
"Dünyayı ahirete tercih eden kimseyi Hakk Teâlâ üç şeye müptela kılar. Birisi üzüntü, gam ve
ıstıraptır ki ebediyen kendisinden ayrılmaz. İkincisi kalp fakirliğidir ki, o kimsenin dünya
ihtiyaçları tükenmez. Üçüncüsü, hırs ve tamahtır ki, kendisi hayat boyunca doymak bilmez."
Allah böyle durumdan bizleri muhafaza buyursun. Amin.